Free Weblogs. Free blogs Free personal pages hosting

Benim Dünyam(My to world)

• Jul. 13, 2010 - SEVGİLERİN YAŞANDIĞI GÜZEL MEKANLAR

Smile

Belgrad Ormanı-İstanbul

İstanbul’un yanıbaşında, İstanbul dışına kaçış…

İstanbul’un yanıbaşında, İstanbul dışına kaçış…

İstanbul’un yanıbaşında, İstanbul dışına kaçış…

Bir büyükşehirde hapsolmak nedir pek çoğumuz biliyoruz. Bu şehrin sınırlarından çıkıp gitmek, romantik ufak kaçamaklar yapmak kim istemez ki? İşte size en basit ve en romantik çözümlerden biri; Belgrad Ormanı.

 

İstanbul’un hemen kuzeyinde bulunan ve toplu ulaşımı kullanarak da rahatça erişebileceğiniz Belgrad Ormanı, kış günlerinin en romantik manzaralarıyla sizleri bekliyor. Birbirinden konforlu yürüyüş parkurlarıyla uzun yıllardır perde arkasında kalmış olan Belgrad Ormanı, yavaş yavaş yeniden eski popülaritesini kazanmaya ve İstabulluların kaçamak noktalarından biri olmaya başladı bile.

 

Ormanın olağanüstü güzelliğine sırtınızı dayayıp Sevgililer Günü’ne özel romantik bir yürüyüş yapabilir, bentleri dolaşabilir ve dönüş yolunda orman içinde ya da yol üstünde yer alan kır restoranlarından birinde harika bir yemek yiyebilirsiniz.

Kız Kulesi-İstanbul

Hüzünlü bir aşk hikayesi

Hüzünlü bir aşk hikayesi

Hüzünlü bir aşk hikayesi

Hakkında ne efsaneler anlatıldı, ne rivayetler türetildi… Ama o, 2000 yılı aşan geçmişiyle İstanbul Boğazı’nın incisi olarak yerinde duruyor. Kız Kulesi! Kökeni, mitolojik olarak bir aşk hikayesine dayandırılan gerçek bir sevgi abidesi.

 

Ovidius’un bizlere aktardığı efsaneye göre, bir Afrodit rahibesi olan Hero, günün birinde Leandros adlı bir gence aşık olur. Hero’nun yaşadığı kule de gençlerin gizlice buluştukları bir aşk cennetine döner. Leandros her gece boğazın sularını yüzerek geçer ve kulede sevgilisiyle buluşurmuş. Hero da her gece hava karardıktan sonra, Leandros yolunu bulabilsin diye bir fener yakarmış. Ancak bir gece, rüzgarın etkisiyle fener sönmüş ve Leandros yolunu bulamayarak boğazın sularında hayatını kaybetmiş.

 

Bu efsane her ne kadar hüzünlü bir aşkı dile getiriyor olsa da, Kız Kulesi hala tüm aşıklar için cazibesini koruyor.

Atakule-Ankara

Bir şehrin hatta o şehre olan aşkın simgesi

Bir şehrin hatta o şehre olan aşkın simgesi

Bir şehrin hatta o şehre olan aşkın simgesi

Aşk, ne olduğu belli cümlelerle ifade edilebilecek bir olgu mudur? Kesinlikle öyle düşünmeyeceğinize eminiz. Aşkın türlü türlüsü vardır. İşte Atakule’de bu aşklardan birinin, Ankara’ya duyulan aşkın sembolü. Ankara şehrinin merkezinde, botanik parkının hemen üzerinde yükselen 125 metrelik bir dev olan Atakule, bu güzel her şehrimizi resmen kucaklamakta, bağrına basmaktadır.

 

1989 yılında, Ankara’nın başkent oluşunun 66. Yılında, 13 Ekim’de hizmet vermeye başlayan Atakule artık bu şehrimizin sembolü halini almıştır. 87. Metresinde bir seyir terası bulunan Atakule’nin hemen bir alt katında ise bir restoran yer alıyor. Doyasıya Ankara manzarası izledikten sonra kendinizi bu güzle restorana atabilir ve sevgilinizle harika bir yemek yiyebilirsiniz.

 

Ancak planınız bunu 14 Şubat’ta gerçekleştirmek ise, rezervasyon yaptırmayı kesinlikle unutmayın. Sevgililer Günü’ne özel bir akşam düzenleyen restoranda kemanlar olağanüstü romantik parçalar çalıyor ve yolu Ankara’dan geçen tüm aşıklar bu geceyi Atakule’nin döner restoranında şehrin büyüsünün lezzetini de çıkararak geçirmek istiyor.  Kaynak:MSN --TUNALIM...

Permanent Link

• Jul. 13, 2010 - EL İŞİ ÇİÇEK RESİMLERİ (Dgital paintings)

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Tunalım
Permanent Link

• Jul. 8, 2010 - TAC MAHAL ( TAJ MAHAL)

 

Tac Mahal ...
Hindistan'ın sembollerinden.. Aşkın mermere yansıması...

tac-mahal

  


(Dünyanın yeni 7 harikası; Ürdün'deki Petra Antik Kenti, Çin Seddi, Brezilya'daki Kurtarıcı İsa Heykeli, Peru'daki Machu Picchu Antik Kenti, Meksika'daki Chichen Itza Piramidi, İtalya'nın Roma kentindeki Kolezyum ve Hindistan'daki Tac Mahal anıtmezarı şeklinde sıralandı.)

   Tac Mahal, Hindistan'daki Agra kentinde bulunan Yamuna Nehri'nin doğusunda yer alan, 75 metre yüksekliğinde, saf mermerden yapılmış bir anıt mezardır. Tac Mahal'i, "Şehzade Hürrem adıyla da bilinen Hint-Türk imparatoru Şah Cihan, 1631'de, doğum sırasında ölen eşi Ercümend Banu Begüm'ün anısına yaptırmıştır. Tac Mahal adı ise, Begüm'ün lakabı olan "Mümtaz Mahal"den gelmektedir.

Ünlü roman yazarı Pearl S. Buck, Tac Mahal'in güzelliğini şöyle dile getirmiştir: "Çok az güzellik, kendisi hakkında söylenenlerden daha güzel olmayı başarmıştır.
 Bunlardan biri de Tac Mahal'dir." Hindistan'a gidip de Tac Mahal'i ziyaret etmiş birçok kişi bu görüşü paylaşır. Tac Mahal'in gerçekten de bir eşi yoktur. İranlılar'ın, Hindistan'ın Hindu kültürünün, İslam dininin etkilerini taşısa da bir yürek yapıtı olduğu bellidir.

Prenses Mümtaz, 1593 yılında doğmuştu ve İranlı bir soylunun kızıydı. Gerçek adı Ercümend'ti ve söylentilere göre görkemli bir tablodan çıkmışcasına göz kamaştırıcı bir güzelliği vardı. Onbeş yaşındayken geleceğin imparatoru Prens Khurram'la nişanlandı. Beş yıl sonra, astrologlar tarafından saptanan tarihe göre 20 Mayıs 1612'de düğün yapıldı. İmparator Cihangir, oğlunun göz kamaştırıcı güzellikteki genç eşine sarayda görevli olması nedeniyle Mümtaz Mahal"  lakabını verdi.

Prens Khurram, İmparator Cihangir'in ikinci eşinden olan üçüncü oğluydu. Yakışıklı bir aristokrattı. Pürüzsüz bir teni, kahverengi gözleri, düzgün bir burnu ve çok düzgün kesilmiş sakalları vardı. Güçlü bir belleğe ve keskin bir zekaya      sahipti. Bir modern tarihçi bu konuda şöyle der: "Karakterinin en etkileyici ve belirleyici yanı, eşi Mümtaz Mahal'e duyduğu sonsuz aşktı."

Çiftin ondört tane çocuğu oldu. Fakat bunlardan yalnızca yedisi yaşayabildi. İmparator Cihangir öldüğünde  Prens Khurram tahta oturur oturmaz tüm erkek akrabalarının öldürülmesini ya da sürülmelerini emretti. Bundan sonra barış ve demokrasi içinde geçecek 31 yıllık saltanat dönemi başladı. Bu dönem içinde eşsiz binalar ve sanatsal çalışmalar yapıldı. Şah Cihan'ın el açıklığı ve tutumsuzluğu Delhi'de bulunan Avrupalı diplomatları hayrete düşürüyordu. Şah Cihan'ın özel zevki olan tavuskuşu taht, saray kuyumcusu tarafından nadir bulunan mücevherlerin özenle işlenmesi sonucu ortaya çıkmıştı. Bu taht, çok yüksek ve büyüktü. Bacakları altındı ve oniki  zümrüt sütunun üzerinde duruyordu. Her sütunun tepesinde, elmas, yakut, zümrüt ve incilerden oluşan, bir ağacın üstüne tünemiş gibi duran birer tavuskuşu vardı.

Tüm güzellikler sonsuza dek yaşasa da dünya, ölümlülerin dünyasıydı. Ve güzeller güzeli Mümtaz Mahal, 1631 yılında, doğum sırasında yaşamını yitirmişti. İmparator bitkin bir durumdaydı. Eşinin cenaze töreni sırasında müzik çalınmasını kesinlikle yasakladı. Renkli giysilerini çıkarıp beyaz yas giysilerini giydi. Bir süre için halkın önüne çıkmadı ve şöyle dedi: "İmparatorluğun hiç önemi kalmadı ve yaşam benim için tüm anlamını yitirdi." Şah Cihan, eşinin yokluğuna hiçbir zaman alışamadı. Onu ölümsüzleştirmek için bir anıt mezar yaptırmaya karar verdi.

Tac Mahal'in yapımı için 20 bin işçi çalıştı. 1632'de başlayan inşaatın tümüyle bitmesi 22 yılı buldu ve 40 milyon rupiye maloldu. Hindistan'ın içinden ve dışından heykeltıraşlar, elmastıraşlar, mozaikçiler ve duvar süslemecileri getirtildi. Buhara'dan çiçek oymacıları, İstanbul'dan kubbe ustası İsmail Han Rumî, çağın en büyük hat ustalarından Amanat Han Şirazî getirildi. Mimar olarak da tüm dünyanın saygınlığını kazanmış Lahorlu Üstat Ahmet getirtildi.

Tac Mahal'in büyük beyaz mermer blokları, Hindistan'ın Racistan eyaletinde bulunan Raiwala kentindeki Mahrana'dan getirildi. Ayrıca Racistan'dan lal taşı ve Afganistan'dan lacivert renkteki lapis lazuli taşı getirtildi. Yapının tümünde Tibet'te çıkarılan turkuvaz da dahil kırk tür taş kullanıldı. Fakat sonradan bunların çoğu çalındı. Birçok ziyaretçi gibi Tac Mahal'i ben de günün değişik saatlerinde gördüm: Şafak sökerken, akşamüstü güneşle ısınmış beyaz mermerleriyle ve Ay ışığında...

Tac Mahal'e batı girişinden girdiğinizde, kendinizi ön avluda bulursunuz. Onyedinci yüzyılda, burada, gezginlerin konakladığı bir kervansaray varmış. Şimdiyse otomobil ve bisikletlerin park edildiği bir alandır. Kuzey bölümünde, bahçelerin arasında bulunan uzun bir yoldan geçtikten sonra Kuran'dan alıntılarla bezenmiş büyük bir kemerle karşılaşırsınız. Söylenenlere göre gümüşten yapılmış dört ana kapının her birinde,  başları madeni Hint parasından yapılmış 1100 çivi bulunmaktaydı.  Ne yazık ki bu çiviler, yağmacılar tarafından, eritilip kullanılmak üzere bir süre sonra çalındı.

Mümtaz Mahal'in mozolesini ilk bakışta kemerli girişlerle çevrelenmiş olarak görürsünüz. Sonra bahçelerin olduğu bölüme çıkarsınız.

Büyük Mogul'un diğer bahçeleri gibi bu bahçe de kendi arasında bölünmüş dört eşsiz bölümden oluşur. Tam ortada bulunan o ünlü havuzun mavi renginde Tac Mahal'in o bembeyaz yansıması öyle etkileyicidir ki...Bu bahçede, Hindistan'a özgü bir ağaç olan "gul mohur" ağacından incir ağaçlarına değin tüm ağaçlar Tac'ın gözlerini tanımlamaktadır.

Tac Mahal, zeminden 7 metre yükseklikte bir terasın üzerindedir. Dört köşesinde her biri 43 metre yüksekliğinde olan ve mermer kubbelerle  çevrelenmiş dört konik minare bulunur. Şerefeler, minarelerin tepesindedir.

Gizli bir merdiven sizi, Tac'ın terasına ulaştırır. Bu sırada bir nöbetçi size eşlik eder. Nöbetçi, anıtın giriş kapısı üzerinde bulunan ve Kuran'dan alıntıların yazıldığı siyah mermer kemere dikkat çeker. Beyaz mermerden lahitin bulunduğu bölümü, 1898-1905 yılları arasında Hindistan Genel Valisi olan Lord Curzon tarafından armağan edilmiş bir lamba aydınlatmaktadır.

Bu bölümün tam ortasında, 2 metre yüksekliğindeki mermer bir yapının içerisinde Ercümend Banu ile Şah Cihan'ın mozoleleri yer alır. Asıl mezarlar ise döşemenin altında, avlu düzeyindeki mezar odasındadır.

Ercümend Banu'nun akik, lapis lazuli taşı ve diğer değerli taşlardan yapılmış çiçeklerle bezeli mermer mozolesinin üzerinde şu yazı bulunur: "Mümtaz Mahal olarak bilinen Ercümend Banu Begüm'ün anıtı / Hicrî 1040 - Miladî 1631"

Prensesin mozolesinin hemen sağ tarafında İmparator Şah Cihan'ın daha geniş ve yüksek olan mozolesi bulunur. Şah Cihan da aslında hiç istememesine karşın buraya gömülmüştür. Şah Cihan, Yamuna Nehri'nin sol tarafında prensesinkinin aynı olan fakat siyah mermerden yapılmış bir anıta sahip olmak ve iki anıtı Yamuna Nehri'nin üzerinden geçen iki köprüyle birleştirmek istiyordu. Fakat Şah Cihan'ın üçüncü oğlu olan Evrengzib "Babam anneme büyük bir sevgi duyuyordu. Bunun için sonsuza dek onun yanında uyumalıdır" diyerek Şah Cihan'ın bu dileğinin gerçekleştirilmesine karşı çıkmıştır.

Şah Cihan, Mümtaz Mahal'in ölümünün ardından otuzbeş yıl yaşadı. Fakat son yıllarını hiç mutlu geçiremedi. Mümtaz Mahal'den olan oğulları büyük bir taht kavgasına giriştiler. En kurnazları olan Evrengzib kavgayı kazandı ve babasını Agra Kalesi'ne hapsetti. Onun bu durumuna üzülen tek kişi, kızı Cihanara'ydı. Şah, son sekiz yılını ibadet ederek ve meditasyon yaparak geçirdi. Ve olasılıkla  kalbi, öldüğü gün olan 22 Ocak  1666'ya dek, bulunduğu kaleden her gün dikkatle izlediği, iki kilometre  uzakta olan biricik eşinin anıtındaydı.

TUNALIM...

Permanent Link

• Jul. 2, 2010 - FİLİSTİN'DEN (Gazze insanlık dramı)FOTOĞRAFLAR

Permanent Link

• Jun. 28, 2010 - TARİHİ KIKPINAR YAĞLI GÜREŞLERİ

 

Dating back to the year 1357, the Kirkpinar Oil Wrestling Festival is the oldest wrestling event in the world, attracting oiled up wrestlers from all over Turkey, and beyond.

 

Oil wrestling is one of Turkey’s most popular sports, and regarded by many as the manliest sport on Earth, so it’s no wonder over 1,500 oiled up Turks gather, every year, on a green field near Edirne, for a seven day event that decides the best oil wrestler in the land.

 
 
When they weren’t marching for Rumelia, at the middle of the 14th century, the Ottomans of Anatolia liked to keep themselves in shape by wrestling each other and proving their strength  and skill. According to an old Turkish legend, the Kirkpinar Oil Festival began during an Ottoman campaign against Thrace. Sultan Suleyman Pasha and 40 of his warriors were raiding forts along what is now the Turkish-Greek- Bulgarian border. One day two of his warriors started wrestling each other, and the sultan promised the winner a “kispet” (pair of leather pants).  They fought morning to midnight, without a winner emerging, and both wrestlers eventually died from exhaustion. They were buried under a fig tree that soon sprouted fresh water springs, and the field on which the wrestled was named Kirkpinar (Forty Springs).
 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
Permanent Link

• May. 1, 2010 - TÜRKİYE(Turkey)


@ @ Yahoo! Video  (Turkey)

 
Türkiye Tanıtım

 TÜRKİYE’YE “Medeniyetin Besigi” denir.. ve bu tarihi ülkede seyahat ederek yabancilar bu deyisin ne manaya geldigini görebilmektedirler..

Dünya’nin ilk yerlesim birimi.. Catalhöyük’te bir sehir .. milattan önce 6,500 tarhine kadar uzanmaktadir..O tarihten bugüne kadar, Türkiye son derece zengin bir tarihe ev sahipligi yapmis,
ve bu da modern medeniyetimizde kalici izler birakmistir..Yüzlerce senelik kültür mirasi Türkiye’yi bir bilgi ve kültür cenneti haline getirmistir.. Hititler, Frigyalilar, Urartulular, Likyalilar, Lidyalilar, İyonlar, Persler, Makedonyalilar, Romalilar, Bizanslilar, Selcuklular, ve Osmanlilar.. hepsi, Türk tarihine öneml katkilarda bulunmuslardir.. ve ülkenin her tarafina yayilmis olan tarihi harabeler herbir medeniyetin kendine has çizgilerini sergilemektedir.. Türkiye’nin ayni zamanda çok büyüleyici bir yakin tarihi bulunmaktadir.. Osmanli Imparatorlugu’nun çöküsünü takiben, meslek olarak asker ve kisilik olarak büyük vizyon sahibi Mustafa Kemal adinda genç bir adam Birinci Dünya Savasi’nin yenilgisini bütün istilaci kuvvetleri ülkeden atarak memleketi adina parlak bir zafere dönüstürmüstür Mustafa Kemal Atatürk 29 Ekim 1923 ‘de Türkiye Cumhuriyet’ni kurmus ve ülkesini büyük ekonomik ilerleme ve tümden modernizasyonla baris ve huzura kavusturmustur. Yaklasik 100 sene sonra, Türkiye hala bu gururu yasamaktadir.. “Yurtta Baris Cihanda Baris” sloganiyla…                                .
Image Hosted by ImageShack.us 

(((Coğrafi ve Siyasi Konum. Jeopolitik konumuyla dünyanın en stratejik ülkelerinden biri olan Türkiye, “Eski Dünya Karaları” denilen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kesişme noktasındadır. Doğu ve Batı uygarlıkları arasında olduğu gibi, tüm dinler arasında da tek köprüdür.

Türkiye, üç tarafını çeviren Karadeniz, Akdeniz ve Ege Denizi’yle dünya okyanuslarına bağlanır. Tüm dünya ile komşu gibidir ve tarih boyunca büyük göç ve ticaret yollarının merkezi olmuştur. Boğazlar aracılığıyla Karadeniz dünyaya açılmakta ve bir iç deniz olan Marmara’dan çok önemli su yolları geçmektedir. Doğuda Gürcistan, Erme-nistan, Nahçıvan ve İran; batıda Bulgaristan ve Yunanistan; güneyde Suriye ve Irak ile komşudur.

Erciyes Dağı – KAYSERİ

Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT), Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), Karadeniz Ekonomik İş Birliği Örgütü (KEİ), Ekonomik İş Birliği Teşkilatı (EİT) gibi çeşitli kuruluşlara üye olan Türkiye, aynı zamanda AB üyeliğine adaydır.

Yüzölçümü ve Yüzey Şekilleri. Bir dikdörtgene benzeyen Türkiye topraklarının yüzölçümü 814.578 km²’dir. İran dışında bütün komşularından ve Rusya Federasyonu dışında tüm Avrupa ülkelerinden daha geniş topraklara sahiptir. Yüzölçümünün % 3’lük bölümünün yer aldığı Avrupa’daki topraklarına Trakya, % 97’lik bölümü oluşturan Asya’daki topraklarına ise Anadolu denilmektedir.

Türkiye’nin kara sınırlarının uzunluğu 2.875 km, deniz sınırlarının uzunluğu 8.333 km; genişliği yaklaşık 550 km, uzunluğu 1.500 km kadardır.

36-42 derece Kuzey enlemleri, 26-45 derece Doğu boy-lamları arasında yer almakta ve doğusu ile batısı arasında 76 dakikalık zaman farkı bulunmaktadır.
Jeolojik bakımdan her türlü ve her yaşta yüzey şekillerine sahip, yüksek ve dağlık bir ülke olan Türkiye; 1.132 metreyi bulan ortalama yükseltisi ile kıtaların en yükseği olan Asya’dan (1010 m) bile daha yüksektir. Kuzey ve güneyi yüksek dağlarla kuşatılmıştır. Kuzeyde Karadeniz boyunca Kuzey Anadolu Dağları, güneyde ise Toroslar, Türkiye’nin yükseklik karakterini belirler. Kuzey Anadolu Dağları’nın en yüksek noktası olan Kaçkar Tepesi’ni, Ilgaz ve Köroğlu Dağları izler. Marmara Bölgesi’nde Samanlı Dağları, Uludağ, Istranca Dağları ve Tekirdağ; Ege Bölgesi’nde Kozak, Yunt ve Aydın Dağları; İç Anadolu Bölgesi’nde Kızıldağ, Hasan Dağı, İdris, Elma ve Ayaş Dağları; Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ise Karacadağ, Raman ve Sof Dağları yer alır. 5.137 m ile Türkiye’nin en yüksek dağı olan Büyük Ağrı Dağı ve onun yanında sönmüş bir volkanik dağ olan Süphan Dağı ile Nemrut ve Alacadağ Doğu Anadolu Bölgesi’ndedir.

Türkiye; deniz, nehir ve ovaları ile tarıma ve hayvancılığa elverişli alanlar açısından çok zengindir. Kuzey ve güneydeki sıradağlar, Anadolu’nun orta kesimindeki geniş düzlükler sayesinde birbirinden ayrılır. En verimli ovalar Karadeniz Bölgesi’nde Bafra, Çarşamba ve Merzifon Ovaları; İç Anadolu Bölgesi’nde Konya Ovası; Akdeniz Bölgesi’nde Çukurova; Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Muş Ovası; Ege Bölgesi’nde Bakırçay, Gediz, Büyük ve Küçük Menderes Ovaları’dır.

Cilo Sat Dağları – HAKKÂRİ

Türkiye, dünyanın önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya kuşağı üzerindedir ve Kuzey Anadolu fayı boyunca 1939’dan bu yana sekiz büyük deprem yaşamıştır.

Akarsu ve Göller. Türkiye, akarsu ve göller bakımından da zengin ülkeler arasındadır. Enerji üretim potansiyelleri fazla olan akarsuların yöneldiği havzaların en genişi Karadeniz Havzası’dır.
Denize olan mesafe, deniz seviyesine göre uzaklık ve dağ sıralarının varlığı gibi nedenlerle bölgeler arasında önemli iklim farklılıkları gözlenir. Akdeniz, Ege ve Marmara Bölgesi’nin güneyinde yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları ılık ve yağışlı geçen Akdeniz iklimi belirgindir. Nüfus

Türkiye genç nüfusa sahip bir ülkedir.

Türkiye genç nüfusa sahip bir ülkedir.

2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre toplam 67 milyon 844 bin kişinin yaşadığı Türkiye’de, 2005 yılı sonu itibarıyla nüfusun 72 milyonu aştığı tahmin edilmektedir. 1927 yılında yaklaşık 13 milyon 600 bin olan nüfus, 73 yılda beş kat artış göstermiştir. 1990-2000 döneminde yıllık nüfus artış hızı binde 18.3 olarak gerçekleşmiştir. 2000-2010 döneminde bu oranın binde 14.47’ye düşmesi beklen-mektedir. Buna göre bir sonraki nüfus sayımının yapılacağı 2010 yılı, yıl ortası nüfusunun 76.5 milyon olacağı tahmin edilmektedir.

1975 sayımına göre nüfusun % 58’lik bölümü kırsal alanlarda ve % 41.81’i kentsel alanlarda yaşarken; 2000 yılı Nüfusun 33.6 milyonunu kadınlar, 34.2 milyonunu erkekler oluşturmaktadır. Türkiye genç nüfuslu bir ülkedir. Toplam nüfusun % 28.07’si 0-14 yaş grubu, % 65.95’i 15-64 yaş grubu ve sadece % 5.96’sı 65 yaş grubu ve üstüdür. Oysa AB ülkelerinde 0-14 yaş grubunun toplam nüfus içerisindeki payı % 17.2 ile Türkiye’nin yarısı; 65+ yaş grubunun ise % 15.7 ile Türkiye oranının üç katıdır.

Dil. Türkiye’nin resmi dili Türkçe’dir ve nüfusunun % 90’ı Türkçe konuşmaktadır. Bir Ural-Altay bileşken dili olan Türkiye Türkçe’si, zaman içinde göçlerle farklılaşmış ve evrime uğramıştır. Türkiye Türkçe’si, Arapça ve Farsça’dan çok sayıda sözcük alan Osmanlıca’nın Cumhuriyet sonrası evrime uğramış modern biçimidir. Bu dil, Azerice ve Türkmence ile birlikte 11. yüzyıldan beri bilinen Oğuz lehçelerinin alt öğesini oluşturur.

 

Mustafa Kemal Atatürk, Kayseri’de yeni Türk Alfabesinin
uygulamasını gösterirken.

Türkçe, bugün yeryüzünde konuşulan ortalama 4.000 dil arasında en yaygın konuşulan yedinci dildir ve 200 milyonun üzerinde insan tarafından konuşulmaktadır.

Türkler, 8. yüzyıldan bu yana çok farklı yazı dili kullanmışlar, ancak en uzun süre Göktürk, Uygur, Arap ve son olarak da Latin alfabelerini tercih etmişlerdir. Çağdaş uygarlıklar düzeyine ulaşmayı hedef alan Mustafa Kemal Atatürk, 1928 yılında Arap alfabesinin yerine, Türkçe’nin ses düzenine uygun olarak hazırlanan Latin harflerinin kabul edilmesini sağlamıştır.

Atatürk, 1932’de Türk dilinin Arapça ve Farsça kelimeler-den arındırılıp sadeleşmesi amacıyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kurulmasını istemiştir. Sonradan Türk Dil Kurumu adını alan cemiyet, çağdaş Türkçe’nin oluşmasında önemli adımlar atmıştır. Türk Dil Kurumu 1983 yılında, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesine alınmıştır. Bu çalışmaların sonucunda Atatürk’ün yaptığı Dil İnkılabı halka mal olmuş ve 1932 yılından önce, yazı dilinde % 35-40 civarında olan Türkçe sözcük kullanma oranı bugün % 75-80’lere ulaşmıştır. (((Coğrafi Bölgeler Bunlar, kapladığı alanlara göre sırayla; Doğu Anadolu Bölgesi (% 21), İç Anadolu Bölgesi (% 20), Karadeniz Bölgesi (% 1Cool, Akdeniz Bölgesi (% 15), Ege Bölgesi (% 10), Marmara Bölgesi (% 8.5) ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi (% 7.5)’dir.

Türkiye, doğal, beşeri ve ekonomik etmenler bakımından, 1941 yılında yapılan “1. Türkiye Coğrafya Kongresi”nde yedi coğrafi bölgeye ayrılmıştır.
Marmara Bölgesi

Adını Marmara Denizi’nden alan bölge, Türkiye’nin kuzeybatı köşesinde yer alır ve yüzölçümü 67.000 km²’dir. Karadeniz, Marmara ve Ege Denizlerine komşudur. İstanbul ile Çanakkale Boğazı bu bölgededir ve hem Asya hem de Avrupa’da toprakları vardır. Ege kıyıları açığında bulunan Bozcaada ve Gökçeada (İmroz) da Marmara Bölgesi alanındadır. Bölgenin nüfusu 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre 17 milyon 365 bin 027’ye yükselmiştir. Bu nüfusun 13 milyon 730 bin 962’si şehirlerde, 3 milyon 634 bin 065’i köylerde yaşamaktadır. Binde 26.69 ile Türkiye’deki en yüksek nüfus artış hızına sahip olan bölge, sürekli göç almaktadır.
İstanbul – Bursa – İzmit ekseni ile Türkiye’nin sanayi mer-kezi konumundaki Marmara Bölgesi’nde sanayi ve ticaretin yanı sıra turizm de önemli bir geçim kaynağıdır.

Bölgede üretilen sanayi malları arasında; işlenmiş gıda, dokuma, hazır giyim, çimento, kâğıt, petrokimya ürünleri, otomobil ve yedek parça, metal ve elektrikli eşya ile vagon ve gemi başta gelir.

Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan en kısa karayollarının ve Karadeniz ülkelerini Akdeniz’e bağlayan denizyolunun buradan geçmesi bölgeye ayrı bir üstünlük kazandırmış; bölgenin her alanda gelişmesine, kalabalıklaşmasına ve zenginleşmesine yol açmıştır. Yüzyıllarca birçok büyük uygarlığa ev sahipliği yapan bölge, tarihi yapıları ve doğal güzellikleriyle dünyanın en önemli kültür, sanat ve turizm merkezlerinden biri olmuştur.

Anadolu Hisarı – İSTANBUL

Bir Dünya Kenti: İstanbul. 8000 yıllık geçmişin birikimi olan tarihi mekanları, müzeleri, sarayları, surları, yalıları, doğal güzellikleri ve inanç merkezleriyle İstanbul; her zevkin ve her isteğin tatmin edilebileceği; seçkin bir hoşgörü, bir sentez odağıdır.

İstanbul, gerek nüfus ve kapladığı alan, gerekse ekonomi, ticaret, sermaye ve kültür açısından Türkiye’nin en büyük kentidir. Ayrıca devlete ödenen gelir vergisinin yarıya yakını bu kent ve çevresinden sağlanmaktadır. En büyük ithalat limanına sahip olan İstanbul, ülke deniz yollarının başlangıcı özelliği taşıyan ve dünyanın öteki ülkeleriyle havayolu bağlantısını sağlayan en büyük merkezdir. İstanbul’un Asya ve Avrupa yakaları iki büyük köprü ile birbirine bağlanmaktadır.

Dolmabahçe Sarayı – İSTANBUL

“İmparatorluklar Başkenti” olan İstanbul, M.Ö. 658 yıllarında Megaralılar tarafından kurulmuş ve kumandanları Byzas’ın adı nedeniyle “Byzantium” adını almıştır.
Marmara Denizi ile “Altın Boynuz” denilen Haliç arasında uzanan kara sularının iç kesimindeki tarihi yarımada, başkentliğini yaptığı Roma, Bizans ve Osmanlı İmpara-torlukları’nın izlerini taşıyan sanat eserleri ile dolu bir açık hava müzesi gibidir.

Osmanlı sultanlarının 400 yıl süresince siyasi merkezi olan ve bugün müze olarak kullanılan Topkapı Sarayı; dünyaca ünlü eserleri ve kutsal emanetleriyle farklı kültürlere mensup tüm insanların ilgisini çekmektedir.
İstanbul’un bir diğer görkemli sarayı ise Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan, 56 sütunla çevrili ve 4.5 ton ağırlı-ğındaki avize ile aydınlatılan Dolmabahçe Sarayı’dır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938 tarihinde bu sarayda vefat etmiştir.

Yaklaşık 500 camisiyle bir camiler kenti olan İstanbul’un en ünlü camisi altı minaresi olan Sultan Ahmet Camisi’dir. Cami ile birlikte çeşmeyi de içine alan Sultan Ahmet Meydanı ise tüm turistlerin uğradığı bir yerdir. Ünlü Türk mimarı Sinan’ın yaptığı Süleymaniye Camisi diğer önemli camilerdendir.

İmparator Konstantin tarafından 4. yüzyılda bazilika olarak inşa ettirilen Ayasofya Müzesi ise Bizans devrinin kentteki en görkemli eseridir. Yüksekliği 55, genişliği 31 m olan kubbesi ile Roma-St. Peter, Londra-St. Paul ve Milan-Duomo katedrallerinden sonra, büyüklük bakımından dördüncü sırada yer alır ve bunların en eski olanıdır. Kariye Müzesi ile 6. yüzyılda Bizanslılar tarafından kentin su ihtiyacını karşılamak amacıyla yaptırılan ve içinde 336 sütun bulunan Yerebatan Sarayı da kentteki diğer görkemli tarihi eserler arasındadır.

 

Kapalı Çarşı – İSTANBUL

İstanbul’da bunların dışında daha çok sayıda müze ve anıt bulunmaktadır. İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Atatürk Müzesi, Sadberk Hanım Müzesi, Mozaik Müzesi, Sanayi Müzesi, Deniz Müzesi ve Yahudi Müzesi; Kız Kulesi, Galata Kulesi; Rumeli ve Anadolu Hisarı ile İstanbul surları bunlar arasında sayılabilir.

15. yüzyılda yapılmış olan Kapalı Çarşı, turistlerin İstan-bul’daki başlıca uğrak yerlerinden biridir ve buradaki 4.000’e yakın dükkânda; mücevherler, antikalar, halılar, gümüş ve bakır hatıra eşyalar, deri ve süet giysiler, tahta ve sedef oymalar satılmaktadır.

Ayrıca 17. yüzyılda Hatice Sultan tarafından yaptırılan Mısır Çarşısı’nda, her türlü baharatı bulmak mümkündür.

İstanbul aynı zamanda modern bir alışveriş merkezidir. Carousel, Ataköy-Galleria, Akmerkez, Capitol, Carrefour-SA, Profilo, Kule ve Kule Çarşı, Kanyon ve İkea gibi kapalı alışveriş merkezlerinin yanı sıra İstiklal, Rumeli ve Bağdat Caddeleri kentin en seçkin alışveriş yerleridir.

Çeşitli sinema ve müzik festivalleri; tiyatro, opera, bale ve konser etkinlikleri; uluslararası sempozyum, konferans ve yarışmalar ile İstanbul, dünyanın sayılı kültür merkez-lerinden biridir. Her yıl Haziran-Temmuz aylarında düzen-lenen “Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali” dünyanın dört bir yanından gelen ünlü sanatçıları ağırlamaktadır.

İstanbul, önemli uluslararası spor etkinliklerine de sık sık ev sahipliği yapmaktadır. Boğaz ve Adalar, yelken sporları için ideal yerlerdendir. Yat turizminin de geliştiği kent, uluslara-rası bir yatçılık merkezidir. Ataköy, Kalamış ve Fenerbahçe Marinaları yatçılara geceleme dahil daha birçok olanak sunmaktadır.

Kilyos ve Şile, İstanbul çevresinde plajları ile tanınan tatil beldeleridir. Polonezköy ise 19. yüzyılda Polonyalı göç-menlerin gelip yerleştiği, çevresi ormanlarla kaplı ideal bir dinlenme yeridir. Milli Park olan Belgrad Ormanları İstan-bul’un akciğeri olarak bilinir. Bu ormanlardaki Atatürk Arboretumu ve Osmanlı döneminden kalma su kemerleri görülmeye değerdir. Silivri ve Kemer’de geniş golf sahaları bulunmaktadır.

Kocaeli-Sakarya ve Anibal’in Mezarı. Bir endüstri kenti olan Kocaeli, karayolu ile İstanbul’a bağlıdır. Çevresi meyve ve sebze bahçeleri ile kaplıdır. Roma döneminde “Nicomedia” olarak bilinen kent merkezi ve çevresinde, Osmanlı döneminden kalma çok sayıda tarihi eser bulunur. Kent yakınlarındaki Hereke, halı dokumacılığı ile ünlüdür.
Marmara Denizi’nin kuzey kıyılarındaki Gebze’nin ise zengin bir tarihi vardır ve ünlü Kartacalı kumandan Anibal’in mezarı buradadır.

Geniş ovalarında bereketli tarım alanlarının yer aldığı Sakarya ili de bir endüstri merkezidir. Eski devirlerde bu bölgenin insanları güzellikleri ile tanınırdı. Nitekim Roma İmparatoru Harianus’un dillere destan güzelliğiyle ünlü eşi Sabina, bu yörede yetişmiş ve daha sonra Roma’ya gelin gitmiştir.

Ayçiçeği Tarlaları ve Üzüm Bağları Cenneti. Türkiye’nin Avrupa bölümünü oluşturan Trakya’nın bereketli toprakları, genellikle ayçiçeği tarlaları ve üzüm bağları ile kaplıdır. Avrupa’dan gelip Türkiye’nin batı kapısı olan Edirne kentine giren bir yabancı, önce Türk mimarisinin şaheseri olan Selimiye Camisi ile karşılaşır. Geleneksel ünlü Kırkpınar Güreşleri her yaz başında Sarayiçi denilen ağaçlık alanda yapılmaktadır.

Geniş kumsallara ve Osmanlı mimarisinin güzel örneklerine sahip olan Tekirdağ ili, Trakya’nın batısında yer alır. Üzüm bağları ve şarap festivalleri ile ünlüdür. Doğa ve tarih açısından zengin olan Kırklareli, Türkiye’nin Avrupa toprak-larındaki en geniş ilidir. Karadeniz kıyılarındaki İğneada ve Kıyıköy, ince kumlu plajları ile tanınır.
Güney Marmara. Marmara Denizi’nin güneyinde Çanakkale, Balıkesir ve Bilecik illeri yer almaktadır. 15. yüz-yıldan kalma Çimenlik ve Kilitbahir Kaleleri boğaza ayrı bir güzellik katar. Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale cephesinde şehit düşen 500.000 askerin anısına Milli Park’ın güney ucunda 42 m yüksekliğinde “Çanakkale Şehitleri Anıtı” yaptırılmıştır. Çevrede İngiliz ve Fransızlara ait anıtlar da bulunur. Anzak askerlerinin çıkarma yaptığı Arıburnu sahillerindeki Anzak Koyu’nda, üzerinde Atatürk’ün Çanakkale savaşları ile ilgili hitabesinin de yazılı olduğu Anzak Anıtı, hümanizmin ölümsüz belgelerinden biridir.

Çanakkale’nin kuzeybatısında, kuzeyden güneye doğru tarihi kentler uzanır. Anadolulu Homer’in İlyada Destanı’nda adları geçen Kral Priamos, Hektor, Paris ve güzel Helena’nın yaşadığı; tahta atıyla ünlü tarihi Truva kenti, Çanakkale’nin 30 km güneybatısındadır. Truva’nın daha güneyinde sırasıyla Neandria, Aleksandria, Troas, Chryse ve Assos yer alır. Behramkale, yani tarihi ismiyle Assos, entelektüellerin tatil merkezi olarak da bilinir. Denizden 248 m yükseklikteki Assos Akropolü’nde yer alan Athena Mabedi, M.Ö. 6. yüzyılda yapılmıştır.

Marmara Bölgesi’nin önemli illerinden olan Balıkesir, kuzeyde Marmara ve batıda Ege Denizleriyle çevrelenmiştir. Balıkesir’in Marmara sahillerindeki en büyük yerleşim merkezi olan Bandırma, Marmara’nın İstanbul’dan sonraki en büyük limanıdır. Bandırma’nın kuzeybatısındaki Erdek, plajlarıyla ve tarihi eserleriyle ünlüdür. Bandırma’nın güneyindeki Manyas Gölü’nde ise, her yıl 239 türden üç milyona yakın kuşun geldiği Kuş Cenneti Milli Parkı bulunmaktadır.

Balıkesir ilinin Ege kıyıları, Edremit Körfezi çevresinde sıralanır. Doğal ve tarihi zenginliklerle dolu olan Edremit Körfezi sahillerinin tümü zeytin ağaçlarıyla kaplıdır. Mitolojiye göre; dünyanın ilk güzellik yarışması, milli parkın bulunduğu Edremit’in kuzeyindeki Kaz Dağı’nda yapılmıştır. Truva Kralının oğlu Paris, bu dağlarda yaşamıştır.
Akçay, Altınoluk, Ören ve Ayvalık, Edremit çevresinde yer alan; doğal güzellikleri ve geniş kumsallarıyla gözde tatil beldeleridir. Çamlık ve Alibey Adası (Cunda) doğal güzellikleri yanında, damak tadını sevenler için leziz ve değişik deniz ürünlerinden yapılmış zengin mönülere sahip restoranları ile tanınır.

Sakarya Nehri tarafından sulanan topraklarda kurulu Bilecik ili, Osmanlı tarihi açısından önemli bir merkezdir. Osmanlı İmparatorluğu 1299 yılında burada kurulmuştur. Kentin 30 km doğusundaki seramikleriyle ünlü Söğüt, eski Türk boylarından Kayıların yerleşim yeridir.

Yeşillikler İçindeki “Tanrısal Kent”. Fransız şair Henri de Regnier, Uludağ’ın yamaçlarında yeşillikler içindeki Türkiye’nin beşinci büyük kenti Bursa’yı “tanrısal bir kent” olarak nitelemiştir.

UNESCO tarafından “Avrupa’nın çevresini en özgün şekilde koruyan kenti” seçilen Bursa’da; doğa, tarih, yeşil ve mimari, güzel bir harmoni ortamında bütünleşmiştir. İpeği, havluları ve kaplıcaları ile ünlü olan Bursa, aynı zamanda büyük bir sanayi kentidir. Özellikle otomotiv ve tekstil sanayi gelişmiştir. Osmanlı döneminden kalma eserlerin yoğunlaştığı kentin güneyinde, modern tesislere sahip, kış sporları için ideal bir merkez olan Uludağ Milli Parkı bulunur.

Bursa’nın kuzeydoğusundaki İznik Gölü ise bir doğal güzellikler beldesidir. Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim merkezi olan İznik, Osmanlılar döneminde de bu özelliğini korumuştur. Dünya çini sanatının en güzel örnekleri, Osmanlı çini ustaları tarafından burada yapılmıştır. Çekirge ise Bursa’nın termal merkezidir.

Permanent Link

• May. 1, 2010 - ENDÜLÜS BELGESELİ

 

 

"KENDİNDEN ÖNCESİNİ KENDİNDE TOPLAYAN VE KENDİNDEN SONRASINI AYDINLATAN BİR MEDENİYET'tir Endülüs" (L.Şeyban)

 

ENDÜLÜS TARİHİNİ ÖZETLEYEN 3 SEMBOL > 1. KILIÇ (Fetih ve Reconquista: Askerî güç), 2. KİTAP (Bilim ve Eğitim: Kültürel-insânî güç), 3. KUBBE (Medeniyet: Küresel güç)

Medeniyetlerin merkezi Akdeniz Dünyası.. Endülüs ise Akdeniz kültür ve medeniyetlerinin sentezidir. Dünya tarihinde gerçekleşmiş en geniş kapsamlı ve en uzun süreli tek "sosyo-kültürel uzlaşma" tarihine sahiptir Endülüs.. Endülüs halkı, devletini kaybettikten sonra Hıristiyan zulmüne malıyla - kanıyla direnmiş ve kendi kültürünü yaşayarak koruma mücadelesinin bayraktarlığını yapmıştır.

Halife III. Abdurrahman, bir Hıristiyan elçiyi kabul ederken..

Müslüman - Hıristiyan savaşlarından bir sahne

  

Solda Târık b. Ziyad ve sağda Hâcib el-Mansûr temsili

Müslümanlara karşı Hıristiyan Reconquista hareketini başlatan

ve ilerletenler: Pelayo, I. Alfonso, VI. Alfonso

Müslüman - Hıristiyan savaşlarından bir sahne

Müslüman - Hıristiyan savaşlarından bir sahne

     

Müslüman - Hıristiyan savaşlarından bir sahne ve bölge devletleri bayrakları:

Bugünkü Endülüs, İspanya, Portekiz, Fransa

  

Bir Müslüman askerî birliği - Kastilya-Leon Kralı III. Fernando

 

Hâcib el-Mansûr ve Santiago de Compostela Manastırı

Elmeriye (Almeria) Kalesi

Tuleytula'nın (Toledo) Müslümanlardan alınışını anlatan bir Hıristiyan temsil

Mülûkü’t-Tavâif Döneminde Endülüs (XI. Yüzyıl)

 

İşbiliye (Sevilla) Kalesi ve Sid (Seyyid)-Rodrigo Díaz de Vivar

Muvahhidler'in ve Endülüs'ün bilfiil bitişi: İkâb Savaşı, 1212

İkâb Savaşında düşman eline düşen İslam ya da Muvahhid-Endülüs sancağı

Murâbıtlar ve Muvahhidler Dönemlerinde Endülüs (XII. Yüzyıl)

Hıristiyan İspanya krallarından birinden eman dileyen Endülüs Müslümanları

Endülüste Muvahhidlerin Sonu ve Gırnata Sulatanlığı (XIII. Yüzyıl). Haritadaki oklar,

İspanyollar tarafındanGırnata Emîrliği üzerine yapılan saldırıların yönünü göstermektedir

İspanya-Sevilla Fuar Merkezinde, Garnata'nın işgalini anlatan bir tablo..

 

Endülüslülere Osmanlı yardımı konusunda önemli 3 padişahtan ikisi :

Sultan II. Bayezid ve Sultan II. Selim

2 Ocak 1492'de Endülüs'3 son veren kraliçe İzabel, aynı yıl Kristof Kolomb'u,

Amerika seferine çıkma izni vermek üzere el-Hamrâ Sarayında kabul ediyor

Hıristiyan İspanya zulmüne karşı İrili-ufaklı pekçok ayaklanma gerçekleştiren

mazlum Endülüslüler..

Endülüslülerin isyanlarında yatak olan yerlerden birisi: Cebelü’s-Selc veya

Cebelü Şüleyr'de (Sierra Nevada) el-Büşşerât (Alpujarras) Tepeleri

Endülüslülere Cezâyir Garp Ocakları vasıtasıyla yardım eden Kanuni Sultan Süleyman

   

Endülüs'ün düşüşünden sonra, Endülüslülere Engizisyon uygulayan

krallardan önemlileri: II. Karlos, III. Karlos ve II. Filip

Osmanlı ordusu bir kale kuşatması esnasında..

*****  *****  ***** *****  *****

28 Nisan > Endülüs'ün Fetih Yıldönümü   &   2 Ocak > Endülüs'ün Kaybı Yıldönümü

 



 


           Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma...Deliormanlı

Permanent Link

• May. 1, 2010 - Mahatma Gandhi'nin Hayati Prensipleri

 

 
“Bu yedi ölümcül günah, insanlığı yıkıma uğratır: zahmetsiz servet, bilinçsiz haz, karaktersiz bilgi, ahlaksız ticaret, insaniyetsiz bilim, özverisiz inanç, ilkesiz siyaset.”
Mahatma Gandhi





Hindistan’ın “bapu”su, yani babası sayılan Mahatma Gandhi prensip insanıydı ve “Benim mesajım yaşamımdır!” diye nitelediği mücadeleci ömrü, hep insaf ve şeref doğrultusunda, belirli kriterler çerçevesinde geçmişti. Hayatından çıkardığı derslerden birisi de insanlığın sonuna sebep olacak yedi ölümcül günahtı. Bizi uyararak tarif ettiği bu günahlar, onun felsefesinin ve sıkı sıkıya bağlandığı prensiplerinin hatlarını çiziyor.

Zahmetsiz Servet

İnsan eninde sonunda hak ettiğini elde eder. Kolay yoldan servet ve şöhret elde etmeye çalışan insanlar, vergi ödemekten, fedakârlık gerektiren durumlarda paylaşmaktan ve aldıklarının karşılığını hakkıyla verme sorumluluğundan kaçınırlar. Hâlbuki zahmetin olduğu yerde rahmet, hareketin olduğu yerde bereket vardır. Bunun bilincinde olan prensipli insanlar, bu sosyal günahtan uzak durmaya çalışır, gelirlerinin alın teriyle kazanılmış ve helal olmasına dikkat ederler.

Bilinçsiz Haz

Şuursuzca elde edilen zevklerin sonu pişmanlıktır. Olgunlaşmamış, bencil, hırslı ve doyumsuz kişiler, sorumsuzca kendi nefsini tatmin etmek, gününü geçici zevklerle geçirmek ve sürekli haz peşinde koşmakla uğraşırlar. Sonuçlarını düşünmeden elde ettikleri zevkler, bu tür kişilerin bireysel hayatlarını karartmakla kalmıyor, ailevi ve sosyal yaşamlarını da etkiliyor. Prensipli insanlar doğru ile yanlışın, zevkli veya zevksiz gibi ölçütlerle belirlenemeyeceğ inin farkında olarak yaşar, sorumluluk ve insaf çemberi dâhilinde eğlenirler.

Karaktersiz Bilgi

Günümüz dünyasında bilgi muazzam bir güçtür. Bilgiye sahip olup da yetişmiş, gelişmiş, güçlü bir karaktere sahip olmayan ve bu bilgilerini kötü emelleri doğrultusunda kullanan nice insanlar vardır. Bu olgu, aslında bir gerçeği ortaya seriyor: bilim ve terbiye, eğitim ve öğretim birbirinden ayrılmamalı. Birey, bilgi ile birlikte, ahlak ve edep anlayışının verildiği bir sistem dâhilinde yetiştirilirse, insanlara faydalı olabilir.

Ahlaksız Ticaret

Ticaret, tıpkı arkadaşlık gibi saygı, dürüstlük ve güven temelinde oluşur. Dürüst davranmayan tüccar ve işadamı, güvenilir olmaktan ziyade, üçkâğıtçı, sahtekâr, yalancı gibi sıfatlarla ünlenir, böylece gelecekte yapabileceği potansiyel kazançlarından mahrum kalır. “Kazandır ve kazan” anlayışı ve ticaret ahlakına uygun iş yapan dürüst ve prensipli insanlar ise yalan söylemez, birlikte çalıştığı insanları anlayışla karşılar, yaptığı anlaşmalara sadık kalır ve her zaman kazanır.

İnsaniyetsiz Bilim

Bilimin varlık sebebi insanların huzuru ve refahıdır. Bilimsel çalışmalar yapan kimseler, insanlık ve vicdan anlayışından yoksun oldukları sürece, ellerindeki hizmet aracı insanlığın hezimetini doğurur. Bilimsel ve teknolojik gelişmelere rağmen, insanoğlunun hâlâ ruhsal ve sosyal problemlerle uğraşmakta olması bunun açık bir göstergesidir. Prensip sahibi bir insan, bilimi insanlığa faydalı olmak amacıyla inceler, öğrenir ve hayata tatbik eder.

Özverisiz İnanç

Özverisiz olmakla birlikte bir inanca sarılabiliriz, ama onu içtenlikle yaşayamayız. İnancını bir maske veya klişe olarak taşıyan birisi, onun inceliğine, yüceliğine ve gerçekliğine erememiş demektir. Dini, fikri, siyasi veya kurumsal bazda, inandığı şeyler uğrunda yaşayıp özveride bulunmayanlar asla başarıya ulaşamazlar. İnançlarında samimi ve sadık kimseler, bunun bilincinde olarak hep ihlâs ve gayret çizgisinde ilerlemeye çalışırlar.

İlkesiz Siyaset

Siyasetin tiyatroculuk ve dolandırıcılıkla özdeşleştirildiğ i günümüzde prensipli, yani güvenilir yöneticilere ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü ilkelerin olmadığı yerde doğru ile yanlışın, doğu ile batının, ak ile karanın varlığından söz edilemez. “Yönetici, halkın hizmetkârıdır” anlayışına sahip dürüst idarecilerin ilkeleri, halka, vatana, dünyaya hayırlı olmak çerçevesinde şekillenir. Bu tür yöneticiler, idareci olmaktan ziyade halkın birer lideri olurlar; isimleri milletin kalbine ve tarihine şerefle yazılır.

Sonuç:

Prensipler Başarıya Götürür

Yüce insanların yaşam prensipleri, kenardan bakan bizlere çok idealistçe gelebilir, ama yaşamlarında elde ettikleri somut sonuçlar, onların ne derecede realist olduklarını gösterir. Başarılarla dolu örnek bir yaşam, Mahatma Gandhi’nin altını çizdiği “zahmet, şuur, karakter, ahlak, insaniyet, özveri ve ilkeler” sayesinde sürdürülebilir.

Tunalım
Permanent Link

• May. 1, 2010 - TÜRKAN ŞORAY,Unicef-Türkiye'nin iyi niyet elçisi seçildi.

Türkan Şoray



SİNEMAMIZIN SULTANI TÜRKAN ŞORAY,
UNICEF-Türkiye’nin İYİ NİYET ELÇİSİ İLAN EDİLDİ...

Türk sinemasının değerli sanatçısı Türkan Şoray 12 Mart 2010 Cuma günü İstanbul Nippon Hotel’de yapılan basın toplantısı ile UNICEF-Türkiye İyi Niyet Elçisi ilan edildi.
UNICEF Türkiye Milli Komitesi Başkanı Prof. Talât Halman’la birlikte, UNICEF Ülke Ofisi Temsilcisi Reza Hossaini ve İyi Niyet Elçisi Müjdat Gezen’in konuşma yaptığı toplantıda Türkan Şoray çok duygulanmıştı.
1954 yılında efsanevi Amerikalı komedyen Danny Kaye ve dönemin UNICEF Başkanı Maurice Pate'ın girişimi ile başlayan "UNICEF İyi Niyet Elçileri"nin misyonu, her biri kendi alanında üstün başarıları ve saygın kişilikleri ile öne çıkan ünlülerin çocukların haklarını korumak için yapılan çalışmalara destek vermeleridir. Dünyada "İyi Niyet Elçiliği" misyonunu başlatan ilk sivil toplum kuruluşu UNICEF'tir.
Dünyaca ünlü sanatçılar Peter Ustinov, Audrey Hepburn, Roger Moore, Vanessa Redgrave, Susan Sarandon, Mia Farrow, Emmanuelle Beart, Whoopi Goldberg kendilerini UNICEF aracılığıyla çocuklara adamış şöhretlerden bazılarıdır. Ürdün Kraliçesi Rania, ünlü şarkıcı Shakira, efsanevi İngiliz futbolcu David Beckham da "UNICEF İyi Niyet Elçileri" olarak küresel anlamda çocukların yardımına koşan, dünyayı dolaşan altın kalpli ünlüler arasındadır.
UNICEF Türkiye Milli Komitesi Başkanı Prof. Talât Halman, “Türk sinemasının sultanı, büyük sanatçı Türkan Şoray'ın UNICEF aracılığı ile Türk ve dünya çocuklarının en mükemmel koşullarda yaşamaları için yapılan çalışmalara destek vermesinden büyük onur duyduklarını” bildirmiştir. Şoray'ın sevgi dolu sıcak yüreği ve mütevazı kişiliğiyle birçok çocuğun insani koşullarda yaşaması için vereceği destek kuşkusuz UNICEF için çok değerlidir.
Ülkemizin çok değerli sanatçılarından Devlet Sanatçısı Yıldız Kenter, ünlü piyanistimiz, Devlet Sanatçısı Gülsin Onay,  tiyatro dünyamızın büyük değeri ve Türkiye’nin çeşitli kentlerinde kurduğu okullarda büyük yetenekler yetiştiren Müjdat Gezen,  ünlü yazarımız Ayşe Kulin, saygın gazeteci ve TV yapımcısı Tayfun Talipoğlu UNICEF Türkiye Milli Komitesi'nin diğer İyi Niyet Elçileri'dir...TUNALIM..
Permanent Link

• May. 1, 2010 - BAR RAFAELLİ (İsrail-best model)

Bar Rafaelli

 

      
Bar Refaeli - Lupe Fiasco Featuring Matt Santos - Superstar - Celebrity bloopers here
Bar Refaeli Biyografi
Bar Refaeli 4 Haziran 1985 yılında dünyaya gelmiş İsrailli dünyaca ünlü modeldir. Onu modellik kariyerinin yanısıra aktör Leonardo di Caprio ile olan birlikteliğinden tanımaktayız. 1,75 boyunda olan Refaeli İsrail’in kırsal kesiminde ailesine ait bir at çiftliğinde doğar. Bar, 8 aylıkken annesi Tsipi kızındaki potansiyeli görür ve Bar’ın modellik kariyeri 1 yaşına girmeden reklamlarda oynamasıyla başlamış olur . Sonraları diş telleri takması gerektiğinden reklam yıldızlığına ara verir. Bar 15 yaşına geldiğinde mankenliğe geri döner ve Castro ve Pilpel gibi markaların reklam kampanyalarında yer alır. Bar 2000 ve 2001 yılında düzenlenen güzellik yarışmalarında ‘Yılın Model’i ‘ seçilir. Yurt dışında çalıştığı ilk marka Dim olur ve Fransız ELLE dergisinin kapağında yer alır. Sports Illustrated adlı dergide de yer alan ilk İsrailli mankendir. GQ İtalya’nın 2006 yılının Mart sayısında kapak olur.

Refaeli Chaim Buzaglo tarafından çekilen Session adlı filmde rol alır.

Özel yaşamında aktör ve şarkıcı David Charvet ile birlikteliğinden sonra, Refaeli Leonardo di Caprio ile beraber olur. Bu birliktelik basın tarafından çok sıkı takip edilmiş olup çift Mayıs 2007’de ilişkilerini sonlandırır. Ekim 2007’de Refaeli, sekiz kere dünya sörf şampiyonu olmuş Kelly Slater ile Tel Aviv’de bir otelden çıkarken görüntülenir. Kameraları farkeden Slater kameramanı dövmesi üzerine gözaltına alınır.

Bar Refaeli Yedioth Ahronoth adlı İsrail gazetesine verdiği röpörtaj sebebiyle İsrail’de oldukça eleştirilir. Röpörtajında askere gitmediğinden dolayı hiç pişmanlık duymadığını, birilerinin vatanı için ölmesinin nesinin iyi olduğunu, neden 18 yaşındaki çocukların ölmesi gerektiğini ve bunu çok aptalca olduğunu söyler. Bu sözleri sebebiyle oldukça fazla eleştirilir ve vatansever olmamakla suçlanır. Refaeli sözlerinin çarpıtıldığını açıklar ve bu sebeple Yediot Ahronot adlı gazeteye dava açar.

Bar Refaeli Sports Illustrated 2010 3

RAFAELLİ: Best model


Tunalım...

Permanent Link

About Me

Fotografların dilinden dünyamiz

Links

Home
View my profile
Archives
Email Me
Page 1 of 5
Last Page | Next Page
Copyright (c) 2005 Cute Weblog
ALSO, PLEASE TAKE A LOOK ON THESE WEBSITES:
Dir Plastics - Sanding Machinery - Insurance Worldwide - US Insurance- Insurance - Web cams - Directorio Cirugía - Despedidas soltero - Seguros y reaseguros - Life Insurance Articles - Seguros empresas Energias renovables Cheap Hosting - Asia News - Plasticos - Buscador Web - Internet Directory - Sexualidad - Sexuality - Kamasutra - Kamasutra Español - Dating - Webcams - Love and dating - Amor - Sexualidade - Universo das emoçoes - Sex and Pleasure - Love and Sexuality - Romance News
Sex Stories - Web Directory - Free Web Links - Sex and Sexuality - Hoteles - Seguros - Empréstimos - Dicas Beleza - Namoro - Spanish Links - Serviços no Brasil - Dicas Viagens - Paints for Rubber

Find Other Friends

Search our personals:
For
Between the ages of:
&
State/Province
Country